User, sistemin anlam kazandığı kişidir. Teknoloji, kullanıcı olmadan sadece bir yığındır; değer, kullanıcı deneyiminde ortaya çıkar. Bu yüzden “user” düşünmek empati demektir: neye ihtiyaç duyuyor, nerede zorlanıyor, neyi yanlış anlıyor, hangi adımda vazgeçiyor? İyi sistemler kullanıcıyı suçlamaz; kullanıcıyı korur, yönlendirir, hatayı anlaşılır kılar. Kullanıcı dostu olmak, basitleştirmek değil; karmaşığı erişilebilir yapmak demektir. İnsan tarafında user, kendin de olabilirsin: hayatının kullanıcısı sensin. Kendi hayatını kullanırken arayüzün nasıl? Kendine net geri bildirim veriyor musun, yoksa sürekli hata mesajları mı üretiyorsun? Kendine “kullanıcı” gibi davranmak, yargıyı azaltır: “Bu düzen çalışmıyor, nasıl iyileştirebilirim?” diye sorarsın. User odaklılık, hem üründe hem hayatta şefkatli tasarım demektir. Merkezde insan olunca, teknoloji de ilişkiler de daha iyi çalışır.